Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Kütüphane Kulübü’nün davetlisi olarak UKÜ’ye ikinci kez gelen Kıbrıslı oyuncu Ali Düşenkalkar, UKÜ Haber Ajansı’na özel röportaj verdi. Düşenkalkar yaşamı ve oyunculuğunun yanı sıra “Kıbrıs konusu” ve müzakerelerdeki yeni süreçle ilgili görüşlerini de aktardı.

Röportaj: Yağmur Kılıç | Fotoğraflar: Eren Şişik

Kıbıs doğumlusunuz. Kıbrıs’ta yaşadığınız dönem hakkında neler söylemek isterseniz?
Ali Düşenkalkar: 1961 doğumlu sıcak savaş çocuğuyum. 1958 savaşını ailemin bana anlattıklarından dolayı iyi biliyorum. Şu an içinde bulunduğumuz dönemde o zamanki zor şartlara rağmen oyunlar dönüyor, hem Adamız için hem dünya pazarı için.

Şu döneme kadar Kıbrıs Türk tarafını tanımak istemeyen dünya, doğalgaz rezervini duydukları günden bu yana bizi masaya oturmamız için zorladılar. Dünya elini ülkemizden çekse yekten bir Ada parçası olarak mutlu mesut yaşasak.

Kıbrıs’ta unutamadığınız bir anınız var mı?
A.D: 
Her 23 Nisan’da annem bizi Acapulco’ya denize götürürdü, okullar tatile girerdi. Beşparmak Dağları’na piknik yapmaya giderdik, şeftali kebabımızı yerdik. O 23 Nisanları çok özlüyorum.

 “En çok Girne’yi seviyorum”

Kıbrıs’a sık sık geliyor musunuz? En çok nerelere gidersiniz?
A.D: 
Çok sık geliyorum. Ben Kıbrıs’ta en çok Girne’yi seviyorum. Lefkoşa doğumluyum ama Girne’de olmak bir başka. Yani Girne’de gerçekten Ada’nın Akdeniz’in incisi olduğunu anlıyorsunuz.

Kıbrıs’tan Türkiye’ye uzanan sanat hayatınız nasıl gelişti?
A.D:1979 yılında İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda yetenek sınavını kazanarak okula girdim. 1983 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’na başvurdum ve oyuncu olarak girdim, zaten eski tiyatrolar usta çırak ilişkisine bağlı olarak yürütülürdü. Devlet Tiyatrosu’na girdikten sonra oyunlar, derken yönetmenlik yapmaya başladım, başka çalışmalarım oldu ve dizilerin kapıları açılarak böyle devam etti.

Günümüzde tiyatro okuluna girme amacı değişti. Yani “yakın bir tarihte ben nasıl bu işin içinden çıkarım ve bir dizide oynayabilirim” düşüncelerine girerek, genc yaşta hemen meşhur olmak isteyen  arkadaşlarımız da var.

Oyunculuğa başlarken örnek aldığınız birileri var mıydı?
A.D: Doğrudan hedef olarak gördüğüm biri yok, ben tiyatroya Lefkoşa’da Devrimci İşçi Sendikaları (Dev-İş)’nın sokak tiyatrolarıyla başladım.Gençlik derneğiyle birlikte sokak gösterileri yapıyorduk, tiyatro benim için böyle başladı diyebilirim.

Oyunculuk hayatınız, aile yaşantınızı nasıl etkiliyor? Yani evdeki Ali Düşenkalkar nasıl biri?
A.D:Hiç çekilmez biri! Evde karım ve oğluma sorarsanız sevgilerinden dolayı bir şey söylemeyeceklerdir ama son dört yıldır, iki tane Adana’da çekilen dizim var ve onlara vakit ayıramıyorum. Yazın gelmesini dört gözle bekliyoruz, birbirimize vakit ayırdığımız tatil günlerini çok seviyoruz. Oyuncunun evi zor bir evdir.

“Kenardaki rol çok iyidir, eğer zekiyseniz onu yukarı çıkartabilirsiniz”

Birçok dizi ve filmlerde rol aldınız. Oynadığınız hangi rolü kendinize yakın buldunuz?
A.D: Ben kendime göre değil de daha çok role göre giyinmeyi seven biriyim, yani senaryoyu okuduğumda beni anlatan bir şey hoşuma gitmez. Benim onunla beraber yolculuk yapabileceğim,beni de kendi ile sürükleyen, bir takım hadiseleri olan bir rolü daha cazip bulurum. Başrol olmasını da istemem, kenardaki rol çok iyidir, eğer zekiyseniz onu yukarı çıkartabilirsiniz. Fakat istisna olarak bir rolü benimsemiştim: 2004 yılında başlanıp 2006 yılında gösterime giren Reha Erdem’in “Korkuyorum Anne” adlı filmde başrol oynadım ve  “En iyi erkek oyuncu” ödüllerim var o filmden.

O filmde “Ali” karakterini oynadım. Reha Erdem bu filmi yaparken hazırlık sırasında  benim bütün çocukluk fotoğraflarımı istedi ve onları da filmde kullandı.

Dila Hanım dizisinde “Kahya Canip” adlı bir karakteri canlandırıyorsunuz. Diziye başlama hikayeniz nasıldı?
A.D:Çalıştığım şirketle daha önce “Hanımın Çiftliği” dizisinde yer aldım. Bu dizi Adana’da çekilmişti. Aynı yapımcı Faruk Turgut ‘yeni  bir dizi var ve seni düşündüğüm bir rol var,  tekrar Adana’ya gitmek ister misin?’diye sordu. Bana çok yakın bir roldü aslında, Adana’da olması ve şartların çoğunun aynı olması olumlu düşünmeme yol açtı. Yapım şirketine ‘evet’ demeden önce aileme danıştım onların onayını aldım ve öyle kabul ettim.

“Tiyatro sahnesi er meydanıdır, ayakta durmak zordur, gerçekten kutsaldır”

Sizin için tiyatro mu, dizi mi, yoksa sinema mı daha ön plandadır?
A.D:Tiyatro sahnesi er meydanıdır, orada ayakta durmak zordur, orası gerçekten kutsaldır. Diziyi herkese öğretebilirsiniz, sinema filmini ise herkesi diyemeyeceğim hayvanı bile çalıştırabilirsiniz eğiticisiyle çalıştıkları sürece. Sinema yönetmen  işidir, oyuncu orada araçtır.

“Diplomat olmayı çok isterdim”

Oyuncu olmasaydınız hangi meslek dalıyla uğraşırdınız?
A.D: Bir diplomat olmayı çok isterdim. Hukuk o kadar uzun olmasa hukuğu da düşünebilirdim.Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)  Siyaset  Bilimi Kamu Yönetimi’ni düşünmüştüm, sınava  girdim ancak kazanamamıştım.

Oyuncu olmak sizce hangi şartları gerektirir?
A.D:Önce insan olmayı gerektiriyor, efendi, aklı başında, mütavazı, okuyan, işiten, algılamasını bilen ve ülkenin günlük yaşamının farkında olan, aklıselim davranan, saygın biri olacaksın.Onun ötesinde teknik meselelere dikkat edeceksin. Bedenini kullanmayı bileceksin, sesini kullanmayı bileceksin ya da öğreneceksin. İstemeyi, sunmayı bileceksin.

“Kıbrıs ağzını saf İstanbul ağzına çevirmek için klasik müzik dinlesinler”

Kıbrıs’ta oyuncu olmak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz?
A.D: Hepsi  geç kalmışlar diyorum. Oyuncu olmak için hemen birşeyler yapmalarını önerebilirim. İster okulunu okurlar, isterlerse de kurslara ya da tiyatrodaki çalışmalara katılabilirler. Bir de seslerini, Kıbrıs ağzını saf İstanbul ağzına çevirmek için klasik müzik dinlesinler. Gerçek anlamda Türkçe’yi İstanbul ağzı ile öğrenmeye çalışmak lazım.

“Aydınlık bir yarın için  herkes barış içinde yaşamalı”

Kıbrıs’ta iki toplumun görüşmeleri devam ediyor. Ada’daki iki kesimin birleşmesi durumunda sizce Kınrıslı Türkler’i nasıl bir gelecek bekliyor?
A.D: Kıbrıslı Türkler’i değil sadece, Ada’nın sahipleri olan bu insanları iyi bir gelecek bekliyor diye düşünüyorum. Aydınlık bir yarın için  herkes barış içinde yaşamalı, globalleşme denilen o tuzağın içine kendimizi itmemeliyiz. Bence gerçekten Ada için iyi olacak.

Kıbrıs’ta yaşamayı ve Kıbrıs yemeklerini özlüyor musunuz?
A.D: Şeftali kebabı, molehiya, kolakas ve enginarı çok özlüyorum. Enginar bulabiliyorum arasıra, Kıbrıs enginarı diye getiriyorlar. Kıbrıs’a her geldiğimde Girne’de gidip muhakkak oturduğum bir yer var.