Televizyonlarda izlenme rekorları kıran “Kuzey Güney” dizisinde “Simay” karakteriyle karşımıza çıkan Kıbrıslı genç oyuncu Hazar Ergüçlü, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’ne konuk oldu. UKÜ Haber Ajansı’na konuşan oyuncu heyecanlı tavırları ve alçak gönüllülüğü ile dikkat çekti. Oldukça keyifli geçen röportajda tiyatrodan, diziden, Kıbrıs’tan ve İstanbul’dan konuşuldu. Kıbrıs Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ile BRT program yapımcılarından Neşe Ergüçlü’nün kızı olan Hazar Ergüçlü genel olarak tüm hayatında babasını ve onun duruşunu örnek aldığını belirtti.

RÖPORTAJ: EZGİ MEŞELİ | FOTOĞRAFLAR: EREN ŞİŞİK

Tiyatroya ilginizi nasıl keşfettiniz?

Hazar Ergüçlü: Lisedeyken psikoloğum keşfedip yönlendirdi. O zamana kadar da tiyatroyla hiçbir alakam yoktu ama ilk gittiğim andan itibaren “Burası benim yerim, evet!” dedim. Mutlu oldum ve bence kendi kişisel gelişimime de çok büyük katkısı oldu.

İlk sinema filminiz olan Derviş Zaim’in  “Gölgeler ve Suretler” filmi hayatınızda neleri değiştirdi?

H.E: Hayatım komple değişti bir kere. Belirlenmiş bazı hedeflerim vardı ama bunlar birden yön değiştirdi. Film esnasında konservatuar sınavlarına hazırlanıyordum, ona girdim ama ondan sonra bir anda film festivallere gidip ödül alınca dikkat çekmemi sağladı.

Kıbrıs’ta oyunculuk çok gelişmiş değilken siz bir sinema filmiyle profesyonel oyunculuk hayatına girmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu başarınızı neye bağlıyorsunuz?

H.E: Aslında Kıbrıs’ta da çok değerli sanatçılar var ama ne yazık ki ülkenin durumundan, bir takım engellerden dolayı açılamıyorlar. Umarım en kısa sürede bu engeller de aşılır ve bu çok değerli ressamlarımız, oyuncularımız, şairlerimiz kendilerini gösterebilirler. Ben onların arasında biraz daha cesur davrandım belki de.

Tiyatroya başlamadan önce başka bir hedefiniz, düşündüğünüz bir meslek var mıydı?

H.E: İngiltere’ye gidip hukuk okumak gibi bir niyetim vardı.

Konservatuar eğitimi almaya nasıl karar verdiniz?

H.E: Tiyatroya başlayınca karar verdim aslında çünkü öyle çok sevdim ki tiyatro benim hobi olarak yapabileceğim bir şey değildi. Ben tiyatroyu hayatım haline getirmeliydim.

Kıbrıs’ta doğup büyüdükten sonra İstanbul’da yaşamak sizi zorladı mı? Herhangi bir konuda sıkıntı çektiniz mi?

H.E: Ben kolay adapte olabilen biri olduğumu düşünüyorum, orada kolay arkadaş edindim, zaten çok sosyal bir bölüm tiyatro. Tabii zorlandığım şeyler oldu ama şehirle ilgili insanlarla alakalı değil. Mesela trafik, şehrin büyüklüğü, sonra yaşadığım ortamın tamamen değişmesi. Soğuktan öleceğimi düşündüğüm anlar oldu. Orada Taksim’den Cihangir’e on beş dakikada gidiyoruz burada o süre içinde Lefkoşa’dan Girne’ye gidiyoruz.

Peki “Kuzey Güney” nasıl başladı?

H.E: Audition (odişın) a girdim ve tesadüfen daha küçük bir rolle başladım. Ama planda bu karakterin bu kadar büyüyüp diziye dahil olacağı yoktu. Ben de bilmiyordum.

“Simay”ı bir de sizden dinlesek?

H.E: Küçük hesapları olan, sıradan, küçük bir dünyası olan bir kız. Aslında çok acı çekmiş ve bunların hırsını almaya çalışan, gerçeğine baktığımızda sevgiyi arayan, ilgi çekmeye çalışan bir karakter.

Babanız da anneniz de gazeteci, özellikle babanızın gazeteci kimliği hayatınızda ne gibi etkiler yarattı?

H.E: Çok büyük etkileri oldu. Kendi hayatıma dair tüm stratejilerimi belirlerken, özellikle iş ile ilgili birçok şeyi ben babamı örnek alarak yaptım. Tabiî ki annemin de çok büyük katkısı oldu ama teknik olarak birçok şeyi babamdan öğrendim. Onun iş hayatı, gazeteyi yönetme şekli, prensipleri hep örnek oldu bana. Özellikle babamın iş prensiplerini kendime birebir kopyaladım. Beni de o şekilde yetiştirmişti zaten. Hayatımın her alanında kendime örnek almışımdır babamı. Onun karakteri, duruşu… Ben ona  layık olmaya çalışıyorum. Ondan en çok sakin olmayı öğrendim mesela. Hakkımda çıkabilecek bir haber aldırmadan “bu onların düşüncesi beni ilgilendirmez.” diyebilmeyi öğrendim. Babam bunu çok iyi yapabilen biri. O hiçbir zaman başkaları için yolunu, düşüncelerini değiştirmez, kendi içinden geleni, kendi doğrusunu yapar.

Bir başka röportajınızda ailenizin oyunculuk konusunda size çok destek olduğunu söylemişsiniz. Peki bir kız babası olarak Süleyman Bey’in sizi kıskandığı oluyor mu?

H.E: Evet oluyor tabi kıskançlıklar. Ama babam ben sorduğumda “ bundan hoşlanmadım.” Dediği halde dışarıdan biri “Hımm bak şöyle olmuş” dediğinde “Evet öyle olmuş, çok da memnunum.” gibi bir tavır sergiler.

Babanız 1974’te cephedeymiş, zaman zaman size burada yaşadıklarını anlatır mı?

H.E: Çok sık anlatır. Zaten ailemin hayatının birçok detayını bilirim. Ailemle aynı zamanda çok da iyi sırdaşız, dostuz. O dönem yaşadıklarını da biliyorum, anılarını da. Zor günler yaşamış ama hiçbir zaman bunların etkisi ile yetiştirmedi beni.

İstanbul’da iken Kıbrıs’ı özlüyor musunuz?

H.E: Özlemek mi? Çok! Çok hem de.

Hayalini kurduğunuz bir proje var mı ya da gündemde olan? Teklifler geliyor mu?

H.E: Tabi ki bazı projeler var ama hiçbiri şu an net değil yani “şu var” diyebileceğim bir aşamada değil. Hep bir sinema filmi daha istiyorum, bakalım artık, kısmet.