Uzun yıllar şehir tiyatrolarında oynayan ve şimdilerde “Seksenler” dizisinde “Rukiye” karakteriyle evlerimize konuk olan tiyatro sanatçısı Özlem Türkad, bütün samimiyeti ve doğallığıyla UKÜ Haber Ajansı’nın tiyatro ve dizi oyunculuğu ile ilgili sorularını yanıtladı.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nin konuğu olarak Kuzey Kıbrıs’a gelen tiyatro sanatçısı Özlem Türkad, UKÜ Haber Ajansı’na özel röportaj verdi. Bütün eğitim hayatını oyuncu olabilmek için geçirdiğini anlatan Özlem Türkad, başka hiç bir mesleği yapmayı düşünmediğini ve oyunculuk mesleğini icra ettikçe çok fazla şey öğrendiğini anlattı. “Ders verecek kadar oyunculuğu öğrendiğimi düşünmüyorum” diyen Türkad kamera karşısına geçip televizyon dizilerinde oynamayı da çok sevdiğini ancak tiyatro sahnesinde geçirdiği iki saatin hiç bir karşılığı olmadığını söyledi.

Röportaj: Gülsenem Demirel | Fotoğraflar:  Eren Şişik

 “7 Numara” dizisiyle karşımıza çıkmaya başladınız. Şimdi de “Seksenler” dizisinde sizleri izliyoruz. Peki bir yandan da tiyatro çalışmalarınıza devam ediyor musunuz?

ÖZLEM TÜRKAD: Konservatuardan mezun olduğumdan beri tiyatro yaptım, 1997’den beri. Üç yıldır yapamıyorum; çünkü biraz iş temposu, biraz da inandığım, istediğim şeyi yapmak istediğim için, kendime böyle bir zaman ayırdım. Tiyatro konusunda doğru oyunu ve doğru rolü bekliyorum.

Şimdiye kadar canlandırdığınız karakterlerin hangisinin sizi yansıttığını düşünüyorsunuz?

Ö.T: Yani ister istemez her rolün parçası benim, Özlem’in birer parçası hepsi. Kişilik olarak bana çok benzeyen, aynı hissiyatta bir rol olmadı bugüne kadar. Benden bir parça farklı kadınları oynadım. Oyunculuğun zevkli olan tarafı da başka hayatların içine girip çıkmak. Oyunculuk yapma sebeplerimden birisi de bu.

Oyuncu olmasaydınız hangi meslekte çalışmak isterdiniz?

Ö.T:  Hiç hayal edemiyorum biliyor musun? Ben 1971 doğumluyum. Dolayısıyla televizyonun Türkiye’ye ilk geldiği dönemlerde yetişmiş bir çocuğum. Hiç tiyatroya gitmeden herhalde televizyonun etkisiyle diye düşünüyorum. Hani küçükken çocuklara sorarlar ya ‘büyüyünce ne olacaksın’ diye, benim oyunculuktan başka bir cevabım olmadı, hiçbir isteğim, hevesim olmadı. Hep o anı bekledim. Okulları o yüzden okudum; ilkokulu, ortaokulu ve liseyi. Konservatuara girebilmek için okudum gerçekten. Benim için üniversite sınavında sadece taban puanı alıp konservatuar yetenek sınavlarına girmek önemliydi.

Tiyatroda mimik çok önemli fakat dizi sektörüne giren bazı oyuncular botoks yaptırıyorlar. Siz bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Ö.T: Botoks yaptırdığını hiç anlamadığınız oyuncular da var. Bunun dozajıyla ilgili bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Elbette ki hepimiz yaşlanıyoruz. Aslında yaşlanmak çok güzel, ekranda ve özellikle sinemada çok büyük bir avantaj. Yani, böyle oyunculara baktığınızda her çizgisinde bir hikayesini hissediyorsunuz. Bu izlerken çok keyif veriyor seyirciye diye düşünüyorum. Ben de keyif alıyorum. Yaşlanmayı çok isterim. Böyle bir operasyona ihtiyaç duyar mıyım? Bilmiyorum. Şu an çok fazla ihtiyaç duymayacakmışım gibi hissediyorum ama yine de biz görsel bir iş yapıyoruz, mimiği bozacak kadar sürekli o şaşkın ifade kötü duruyor. Biraz kendini iyi hissedecek kadar küçük müdahaleler elbette olabilir. Çünkü biz çok göz önündeyiz ve aslında yaşımızın önünde arkasında roller oynuyoruz. Eğer onlara hizmet edecekse bu tür girişimler olabilir. Benim şu an çok sıcak baktığım bir şey değil.

Tiyatrodan televizyona geçen oyuncuların mimiklerinin ekranda daha abartılı durduğunu söyleyen tiyatrocular var. Buna katılıyor musunuz?

Ö.T: Katılmıyorum. Aslına bakarsanız tiyatro büyük oynanması gereken bir yerdir. Size daha yakın bir plandan giren kamera olduğu zaman daha minimal oynamanızı gerektirir. Zaten büyük oyunculuk, büyük komiklik peşine düşmek ne tiyatroda ne sinemada ne televizyonda tercih edilmesi gereken bir oyunculuk üslubu. Oyunculuk gerçeklik peşinde koştuğum bir durum. Seyirciye ‘böyle bir adam var veya böyle bir kadın yaşıyor olabilir’ dedirtmek hoşuma gidiyor.

Oyunculuk eğitimi veriyor musunuz?

Ö.T: Ben ders verecek kadar oyunculuğu öğrendiğimi düşünmüyorum. 41-42 yaşındayım. Bizim mesleğimiz ‘konservatuarı bitirdin hadi yallah, çok mükemmel oyuncu oldun’ gibi algılanıyor ama öyle değil. Bu mesleği yaptıkça çok fazla şey öğreniyorsunuz. Bir kere malzemeniz kendiniz olduğunuz sürece zaten kendinizi tanımanızın sonu var mı? Diyebilir misiniz “ben kendimi çok iyi tanıyorum her yönümü yüzde yüz bilirim”? Zaten biz değişiyoruz  insan olarak, geçen senemizle bu senemiz, altı ay önceki halimizle bu kafamız birbirini tutmuyor. Biz sürekli değişiyoruz, dolayısıyla dünyaya, hayata, oyunculuğa bakış açım sürekli değiştiği için oyunculuk da hep benden bir adım önde gidiyor ve ben onu yakalamaya daha düzgün, daha algılarım açık, seçerek, süzerek bir şeyler yaratmaya çabalıyorum. Ben bu aşamadayken kalkıp da birilerine ‘şöyle oynayın böyle oynayın’ diyemem.

Tiyatroda mı, televizyon dizilerinde oynamak mı, hangisi size daha çok heyecan veriyor?

Ö.T: Bunun cevabı zaten belli aslında.

Tiyatro değil mi?

Ö.T: Evet bizim er meydanımız orası. “Dizi oynamaktan hoşlanmıyorum” diyenlere de karşıyım. Orada yapılan da oyunculuk. Çünkü görüyorsunuz, oyunculuk anlamında halk iyiyle kötüyü, kıymetliyle kıymetsizi, gerçekle yalanı birbirinden çok güzel ayırabiliyor. Ben televizyonda oynamayı da, birlikte oynadığım arkadaşlarla kamera karşısında olmayı da, oynadığım rolümü de çok seviyorum. Ama manevi tatmin meselesine gelirsek, sahne üzerinde geçirdiğim iki saatin hiçbir karşılığı olamaz, ne televizyonda ne de sinemada.

Rol arkadaşınız Rasim Öztekin sizin için “Önümüzdeki yıllara damgasını vuracaktır” diyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Ö.T: Teşekkür ederim, onur duyarım böyle bir ustadan böyle bir söz çıktıysa benimle ilgili. Rasim Abi tiyatro kulislerinde de, setlerde de böyledir. Yaşça en büyük kim varsa onun enerjisi bütün sete yayılır. Bu yönetmen de, başrol oyuncusu da olabilir. Eğer şanslıysanız Rasim abi gibi kompleksiz, mesleğiyle ve kendisiyle barışık, karşısındakini büyüten, parmak sallamadan bir şeyler öğreten muhteşem bir oyuncuyla çalışırsınız. Fakat şansınız yoksa, egosu önde ve sadece kendisiyle meşgul başka bir aktörle çalışırsınız. Biz çok şanslıyız, Rasim Abi farkında olmadan muhteşem şeyler öğretiyor bize. Benimle ilgili de böyle bir şey söylediyse ne mutlu bana. Bu lafın altında ezilirim sadece.

İnsanlar sizi oynadığınız karakterlerden dolayı komik bir kadın olarak görüyor. Gerçek hayatınızda da böyle neşeli misiniz, yoksa duygusal bir yönünüz de var mı?

Ö.T: Depresif zamanlarım da var. Yani çok durgun, üzgün, çok neşeli olduğum anlar da var. İnsanız sonuçta, her dakika bu modda dolaşamıyoruz. Öyle bir şey olmasına da imkan yok. Ben ağırlıklı olarak bu tarz rollerde oynadığım için biraz algım böyle. Diğer taraftan bakarsak, tiyatrodaki tek ödülümü de “Bernarda Abla’nın Evi”nde çok negatif bir karakteri oynayarak aldım.